Blog
15 February 2026
ÇOCUĞUNUZ DERSİ BİLİYOR AMA YAPAMIYOR. NEDENİ BİLMEK İSTER MİSİNİZ?
“Bilgi öğretmenin anlattığıyla değil, öğrencinin kullanabildiğiyle anlam kazanır. Öğretmen, o kullanım becerisini kazandıran kişidir.”
Bu cümle, eğitim üzerine yıllardır söylenen ama çoğu zaman sınıfların içine yeterince yansımayan çok temel bir gerçeği hatırlatıyor. Eğitim, sadece bilgi aktarmak değildir. Asıl mesele, o bilginin öğrencinin zihninde işe yarar bir araca dönüşüp dönüşmediğidir. Çünkü kullanılmayan bilgi, raflarda bekleyen ama hiç açılmayan bir kitap gibidir: Oradadır ama hayatın içine karışmaz.
Anlatılan Bilgi ile Öğrenilen Bilgi Arasındaki Fark
Bir öğretmen konuyu çok güzel anlatabilir. Slaytlar hazırlanır, defterler dolar, sınavlar yapılır. Öğrenci formülü ezberler, tanımı tekrar eder, testte doğru şıkkı işaretler. Peki sonra?
Gerçek hayatta o bilgiye ihtiyaç duyduğunda durup düşünebiliyor mu?
“Bu problemi burada nasıl kullanırım?” diyebiliyor mu?
Yoksa bildiğini sandığı şey, sınavdan sonra zihninin bir köşesinde sessizce kaybolup gidiyor mu?
İşte anlatılan bilgi ile kullanılan bilgi arasındaki fark tam burada ortaya çıkar. Eğitim, sadece “bilme” seviyesinde kalırsa, öğrencinin hayatına gerçek anlamda dokunamaz. Oysa “kullanabilme” seviyesine geçen bilgi, bireyin düşünme biçimini, problem çözme alışkanlığını ve dünyaya bakışını değiştirir.
Öğretmenin Rolü: Bilgi Aktaran Değil, Köprü Kuran
Geleneksel anlayışta öğretmen çoğu zaman “bilgi kaynağı” olarak görülür. Bilgiyi anlatır, öğrenci dinler. Oysa günümüz dünyasında bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Bir formül, bir tanım, bir tarih bilgisi birkaç saniyede internette bulunabiliyor.
Öğretmenin asıl değeri burada ortaya çıkıyor:
Bilgiyi aktaran değil, bilgi ile hayat arasında köprü kuran kişi olmak.
İyi bir öğretmen şunu sorar:
Öğrenciye sadece “bu budur” demek yerine, “bunu nerede, nasıl ve neden kullanabilirsin” sorularını düşündürmek, öğretmenin gerçek rehberlik rolüdür.
Ezberden Yetkinliğe: Eğitimde Dönüşmesi Gereken Nokta
Ezber, kısa vadede işe yarar. Sınavı geçtirir, notu yükseltir. Ama uzun vadede kalıcı bir öğrenme oluşturmaz. O yüzden birçok yetişkin, okulda gördüğü pek çok konuyu “zamanında öğrenmiştim ama şimdi hatırlamıyorum” diye anlatır.
Yetkinlik ise farklıdır. Yetkinlik, bilginin davranışa dönüşmesidir.
Bir matematik konusunu bilen öğrenci, gerçek bir problemle karşılaştığında paniklemek yerine çözüm yolları arar.
Bir dil kuralını bilen öğrenci, konuşurken hata yapmaktan korkmadan iletişim kurmaya çalışır.
Bir bilimsel kavramı öğrenen öğrenci, günlük hayattaki olayları sorgular, neden-sonuç ilişkisi kurar.
Öğretmenin amacı öğrenciyi “çok bilen” değil, bildiğini kullanabilen bir birey haline getirmektir.
Sınıfta Küçük Değişiklikler, Büyük Etki
Bu yaklaşım teoride güzel ama pratikte nasıl olur? Aslında küçük dokunuşlarla bile büyük fark yaratılabilir:
Konuyu anlatırken gerçek hayattan örnekler eklemek
“Bunu nerede kullanırız?” sorusunu dersin doğal bir parçası haline getirmek
Öğrenciyi sadece dinleyen değil, düşünen ve üreten pozisyona koymak
Proje, tartışma, problem çözme gibi etkinliklerle bilgiyi “harekete geçirmek”
Yanlış yapma hakkını tanımak ve deneme-yanılmayı öğrenmenin parçası görmek
Bunlar, öğretmenin sınıftaki rolünü anlatıcıdan koça dönüştüren küçük ama etkili adımlardır.
Sonuç: Bilgi Hayata Karışmadıkça Eksiktir
Eğitim, öğrencinin zihnine bilgi doldurmak değil; o bilgiyi kullanabileceği bir düşünme kası geliştirmektir. Öğrenci, öğrendiği her yeni kavramı hayatına taşıyabiliyorsa, işte o zaman gerçek öğrenmeden söz edebiliriz.
O yüzden öğretmenlik, sadece anlatmak değildir. Öğretmen, öğrencinin eline araç veren kişidir. O aracı nerede ve nasıl kullanacağını göstermek ise eğitimin gerçek ustalığıdır.
Çünkü bilgi, anlatılınca değil; kullanıldıkça değer kazanır.
Bu cümle, eğitim üzerine yıllardır söylenen ama çoğu zaman sınıfların içine yeterince yansımayan çok temel bir gerçeği hatırlatıyor. Eğitim, sadece bilgi aktarmak değildir. Asıl mesele, o bilginin öğrencinin zihninde işe yarar bir araca dönüşüp dönüşmediğidir. Çünkü kullanılmayan bilgi, raflarda bekleyen ama hiç açılmayan bir kitap gibidir: Oradadır ama hayatın içine karışmaz.
Anlatılan Bilgi ile Öğrenilen Bilgi Arasındaki Fark
Bir öğretmen konuyu çok güzel anlatabilir. Slaytlar hazırlanır, defterler dolar, sınavlar yapılır. Öğrenci formülü ezberler, tanımı tekrar eder, testte doğru şıkkı işaretler. Peki sonra?
Gerçek hayatta o bilgiye ihtiyaç duyduğunda durup düşünebiliyor mu?
“Bu problemi burada nasıl kullanırım?” diyebiliyor mu?
Yoksa bildiğini sandığı şey, sınavdan sonra zihninin bir köşesinde sessizce kaybolup gidiyor mu?
İşte anlatılan bilgi ile kullanılan bilgi arasındaki fark tam burada ortaya çıkar. Eğitim, sadece “bilme” seviyesinde kalırsa, öğrencinin hayatına gerçek anlamda dokunamaz. Oysa “kullanabilme” seviyesine geçen bilgi, bireyin düşünme biçimini, problem çözme alışkanlığını ve dünyaya bakışını değiştirir.
Öğretmenin Rolü: Bilgi Aktaran Değil, Köprü Kuran
Geleneksel anlayışta öğretmen çoğu zaman “bilgi kaynağı” olarak görülür. Bilgiyi anlatır, öğrenci dinler. Oysa günümüz dünyasında bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Bir formül, bir tanım, bir tarih bilgisi birkaç saniyede internette bulunabiliyor.
Öğretmenin asıl değeri burada ortaya çıkıyor:
Bilgiyi aktaran değil, bilgi ile hayat arasında köprü kuran kişi olmak.
İyi bir öğretmen şunu sorar:
“Bu konu öğrencinin hayatında nerede karşısına çıkabilir?”
“Bu bilgiyle hangi problemi çözebilir?”
“Bu kazanım öğrencinin düşünme becerisini nasıl geliştirir?”
Öğrenciye sadece “bu budur” demek yerine, “bunu nerede, nasıl ve neden kullanabilirsin” sorularını düşündürmek, öğretmenin gerçek rehberlik rolüdür.
Ezberden Yetkinliğe: Eğitimde Dönüşmesi Gereken Nokta
Ezber, kısa vadede işe yarar. Sınavı geçtirir, notu yükseltir. Ama uzun vadede kalıcı bir öğrenme oluşturmaz. O yüzden birçok yetişkin, okulda gördüğü pek çok konuyu “zamanında öğrenmiştim ama şimdi hatırlamıyorum” diye anlatır.
Yetkinlik ise farklıdır. Yetkinlik, bilginin davranışa dönüşmesidir.
Bir matematik konusunu bilen öğrenci, gerçek bir problemle karşılaştığında paniklemek yerine çözüm yolları arar.
Bir dil kuralını bilen öğrenci, konuşurken hata yapmaktan korkmadan iletişim kurmaya çalışır.
Bir bilimsel kavramı öğrenen öğrenci, günlük hayattaki olayları sorgular, neden-sonuç ilişkisi kurar.
Öğretmenin amacı öğrenciyi “çok bilen” değil, bildiğini kullanabilen bir birey haline getirmektir.
Sınıfta Küçük Değişiklikler, Büyük Etki
Bu yaklaşım teoride güzel ama pratikte nasıl olur? Aslında küçük dokunuşlarla bile büyük fark yaratılabilir:
Konuyu anlatırken gerçek hayattan örnekler eklemek
“Bunu nerede kullanırız?” sorusunu dersin doğal bir parçası haline getirmek
Öğrenciyi sadece dinleyen değil, düşünen ve üreten pozisyona koymak
Proje, tartışma, problem çözme gibi etkinliklerle bilgiyi “harekete geçirmek”
Yanlış yapma hakkını tanımak ve deneme-yanılmayı öğrenmenin parçası görmek
Bunlar, öğretmenin sınıftaki rolünü anlatıcıdan koça dönüştüren küçük ama etkili adımlardır.
Sonuç: Bilgi Hayata Karışmadıkça Eksiktir
Eğitim, öğrencinin zihnine bilgi doldurmak değil; o bilgiyi kullanabileceği bir düşünme kası geliştirmektir. Öğrenci, öğrendiği her yeni kavramı hayatına taşıyabiliyorsa, işte o zaman gerçek öğrenmeden söz edebiliriz.
O yüzden öğretmenlik, sadece anlatmak değildir. Öğretmen, öğrencinin eline araç veren kişidir. O aracı nerede ve nasıl kullanacağını göstermek ise eğitimin gerçek ustalığıdır.
Çünkü bilgi, anlatılınca değil; kullanıldıkça değer kazanır.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış.
Yorum yapmak için Giriş Yap veya Kayıt Ol.